Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in, “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” buluşmalarının Türkiye ayağının bu haftaki durağı Karabük oldu. Özel’in konuşması öncesi, İmamoğlu’nun Silivri’den Karabük’e yolladığı mektubu CHP Karabük İl Başkanı Vedat Yaşar kamuoyu ile paylaştı.
Ardından kürsüye Özgür Özel çıktı. Özel’in konuşmasından satır başları:
“ÜLKENİN BÜTÜN DEMOKRATLARI BİRLİKTE YÜRÜMELİ”
“Cumhuriyet Halk Partisi baba ocağıdır. Herkes baba ocağına doğar. Sonra kimi orada kalır, kimi başka yeri arar. Kimi uzakta, ırakta oturur; kimi yakında. Kimi daha büyüğünü arar, kimi daha küçüğüne razı olur. Ama kimin ki huzuru bozulur, bilir; orada bir babaocağı vardır. Kapısı açık, çayı demli, çorbası sıcak, bacası tüten bir baba ocağı. O baba ocağının kapısı sonuna kadar açıktır. Zira o baba ocağının tapusu ne bendedir, ne bizdedir; hiç kimsede değildir. O baba ocağının tapusu bir kişiye kayıtlıdır; o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Onun için Atatürkümüzle, bayrağımızla, Cumhuriyet’le derdi olmayan herkesle birlikte olmaya, yan yana durmaya, kol kola yürümeye kararlıyız. Gün demokratların, Cumhuriyetçilerin, milliyetçilerin, Atatürkçülerin birbiriyle didişme, mücadele etme değil; gün onun emaneti sandığa ve Cumhuriyet’e sahip çıkmak günüdür. O yüzden biz bu ülkenin bütün demokratları ile birlikte bir büyük yürüyüşü, bir iktidar yürüyüşünü; yüzyıl sonra bir kez daha herkesin yüzünün güldürecek, kimsesizlere sahip çıkacak, kimseyi geride bırakmayacak, hep birlikte çalışacak, çok çalışacak, kazanacak, kalkınacak, hakça bölüşecek, kimsenin kimseyi ezmediği, hiçbir ailenin imtiyazlı olmadığı bir düzeni 100 yıl sonra bir kez daha hep birlikte getireceğiz. Bunu hep birlikte başaracağız.”
“KARDEMİR EN İYİSİNİ ÜRETECEK DURUMDA AMA RAY İNGİLİZDEN”
“Adı, ‘fabrikalar kuran fabrika’ oldu. Maalesef bu Cumhuriyet değeri son dönemde AK Parti tarafından sahipsiz bırakıldı. Çok basit bir örnek ki ben bunu Cevdet Bey’den Meclis’te duydum. Aklım almadı, inanamadım. ‘Doğru mu?’ dedim, ‘Bir yanlışlık olmasın’ dedim. Karabük Demir Çelik Fabrikası, Kardemir dünyanın en kaliteli çeliğini, dünyanın en kaliteli tren raylarını üretiyor. Doğru mu? Türkiye çok gecikmeli olarak hızlı trenler yapıyor. Hızlı tren ihaleleri veriyor. Verilen ihalelerde hızlı trenlerin rayları Karabük’ten değil İngiliz firması, British Steel’den, İngiliz çelik firmasından alınıyor, öyle yazıyorlar. Bu British Steel dedikleri firma zordaydı, batıyordu. Bizimkilerin gayreti ile ayağa kaldırdılar. Kardemir dünyanın en iyi tren raylarını üretecek durumda, ama hızlı trenlerin rayını İngiliz firmasından alan bir akıl yönetiyor ülkeyi. Ve maalesef Kardemir’de vagon işçileri var. Burada mı vagon işçileri? Vagon işçileri var orada. Vagon işçileri, Kardemir’de iki tür işçi var. Bir; kadrolu olan işçiler, bir de taşeronda olan işçiler. Güya taşerona kadro verildi. Ama vagon işi ağır iş zor iş. Bu işleri taşerona vermişler, orada zor şartlarda ağır işlerde emekleri sömürülen arkadaşlarımız var. Buradan Karabük’ten bu meydandan 3 Mayıs 2026 günü kayda geçiriyorum. O sandık gelecek, bu iktidar değişecek, Cumhuriyet Halk Partisi bütün işçilerimize kadro verecek. Söz veriyoruz. Türkiye’ye kamuda çalışan ve taşeron marifetiyle emeği sömürülen kim varsa, geçtiğimiz seçimlerde söz verilip de kandırılan kamudaki tüm taşeronlara sesleniyorum. Sandığı bekleyin, sandığı isteyin, iktidarı değiştirin, kadroyu bileğinizin hakkıyla siz alın.”
“BEŞ EMEKLİ BİR ARAYA GELSE YOKSULLUKTAN KURTULAMIYOR”
“Değerli Karabüklüler bitmeyen bir ekonomik krizle başbaşayız. Eskiden ekonomik krizde yıllarla anılıyordu, o yıl geçiyordu kriz atlatılıyordu bir sonraki kriz gelince yine o yılla anılıyordu. Maalesef on yıllardır bitmeyen, 10 yıla yaklaşan ama bitmeyen bir krizle karşı karşıyayız. TÜRK-İŞ Mayıs ayı rakamlarını açıkladı, resmi açlık sınırı 35 bin lira. Resmi yoksulluk sınırı 113 bin lira. Ama ne veriliyor emekliye? Orada emekliler derneği vardı. Tüm Emekliler Sendikası Karabük Şubesi. Hem örgütlü emeklilere, hem de Karabük’te herhalde 55 bin emekli var dediniz değil mi? 55 bin emeklisi olan Karabük’teki emeklerinin bir elini göreyim önce. Herhalde Türkiye’deki en yüksek, bir Zonguldak vardı Zonguldak’tan sonra en yüksek emekli oranı olan, ama meydan olarak herhalde gördüğüm en yüksek oran emekliler burada. Ömrü boyunca elleri nasırlanan, dirsekleri çürüyen, gözlük numaraları büyüyen, bu noktaya gelince de büyük bir haksızlığa uğrayan tüm emeklilere bir yürekten alkış, bir dayanışma alkışı. Düşünün bu iktidar öyle bir iktidar ki açlık sınırı 35 bin lira, emekliye 20 bin lira veriyor. İki emekli bir araya gelse açlığı ancak geçiyor. Beş emekli bir araya gelse yoksulluktan kurtulamıyor. Beş emekli Ziraat Bankasına gidecekler, kartı sokacaklar, beşi de emekli maaşını çekecek. Aralarında kura çekip bütün maaşları birine verecek. Öbür dört tanesi açlıktan ölecek. Yine de o kişi insanca, yoksulluktan kurtulacak bir maaş alamıyor. Beş emeklinin toplamını yoksulluk sınırının altında tutan, iki emeklinin bir araya gelse açlıktan kurtulamadığı bir düzen kurdular. Birazdan söyleyeceğim yapacaklarımız içinde. Ama emekliler için en önemli vaadimiz şudur: Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarında ilk yıl, ilk geldiğimizde 100 gün içinde en düşük emekli maaşı bir asgari ücrete çıkarılacak. Bugün için bu önemli bir vaat. Ya da gerçekleştirilmesi zor bir vaat olarak görülüyor, hiç öyle değil. Bu ülkede en büyük sorun şu: Vasata, kötüye razı edilmek ve bunu kabullenmek. Ne münasebet kabulleniyoruz? Hangisi yaşam koşullarından, lüksünden taviz veriyor da emekli versin? Niçin emekliden isteniyor?”
“İKTİDAR SÜREKLİ EMEKLİDEN ÇALIYOR”
“Bu iktidar geldiğinde, 3 Kasım 2002 günü en düşük emekli maaşı bir de değil, 1,5 asgari ücretti. Beğenmedikleri Ecevit’in üçlü koalisyon hükümeti görevi bunlara verirken en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün beğenmediğimiz 28 bin liradan hesaplayın asgari ücreti, bugünkü parayla 42 bin lira emekliler maaş alıyordu. Sadece AK Parti’nin iktidarda kalmasının maliyeti; 42’den 20’ye düşüş. Kaldı ki biz asgari ücret olarak 28 bin değil, 39 bin lirayı hesapladık, öneriyoruz. Öyle olduğunda en düşük emekli maaşının 57 bin lira olması lazım. Bugün bakınca imkansız gibi geliyor ama bu iktidardan hemen önce öyleydi. Emeklilere hatırlatırım. Bu iktidar geldiği gün, şimdiki 42 bin lirayı çok, 57 bini imkansız diye düşünenlere hatırlatırım. Bu iktidar geldiğinde en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Bugünkü parayla 80 bin lira. Bugün en düşük emekli maaşı 2 çeyrek altın alamıyor. Dünya emeklilerine kalkınmadan refah payı verirken, refah payını kalkınmanın üstünde verirken, bu ülke çeşitli oyunlarla, enflasyon oyunlarıyla sürekli emekliden çalıyor. Onun için öyle imkansızı söylemiyoruz. Sandık gelecek. Bu meydan sandığa koşacak ve hakkını söke söke geri alacak. Buradan beni televizyonundan dinleyen ya da bu meydana gelmese de hemen meydanın etrafında kulak kabartan, yıllarca da oyunu AK Parti’ye vermiş olan bir emekliye hatırlatıyorum. Bugün gitsen bir kuyumcudan 1 çeyrek altın alsan, o çeyrek altını cebine katsan ya da çantana koysan, eve gitsen ve bir baksan ki çeyrek altın yok. Deli çıkar insan, doğru değil mi? Hemen kalkar, yürüdüğü yollara bakar. Çünkü bir şey nerede yitirildiyse orada bulundur. Bakın, 1 çeyrek altın değil; ayda 6 çeyrek altın. Bir sefer değil, her ay. Bir kişi değil her emekli kaybediyor. Bir şey nerede kaybedildiyse orada bulunur. Doğru mu? Biz nerede kaybettik 6 çeyrek altını? Seçim sandığında, 3 Kasım günü kaybettiklerimizi kurulacak ilk sandıkta geri almaya hazır mıyız? Emekliler hazır mı? İşte bu kararlılık olursa her şey olur. Emekli de hakkını alır, emekçi de hakkını alır. İki husus var. Bir, en düşük emekli maaşı eskiden ortalama emekli maaşının yarısıydı. Bugün ortalama emekli maaşı 23 bin lira. Yani bütün emeklilere söylüyorum. AK Parti sizi boş bir kutu kola kutusu gibi ezip en aşağıya yaklaştırmış. Eskiden ortalama emekli maaşı en düşüğün iki katına yakın veya en azından yüzde 50’siydi. Yani 20 ise 30 iken, 23’e gelmiş. Herkes en aşağıda birleşmiş.”

